SEN
HAZIRIM SENİNLE TÜM SAVAŞLARA...
PELİNKOMMM
NOPTİK
Hani olur ya hep aynı rüya görülür tam ışığı yakalayacağın zaman uyanırsın ama bu sürekli böyle olur tam ışığı yakalayacağın zaman uyanırsın gözlerini sıkı sıkıya kapatırsın ama bitmiştir, uyanmışsındır artık.Hiç beklemediğin bir anda yine aynı rüya,aynı ışık,aynı son..Bu kısır döngü nereye kadar?Sürekli 1. kata çıkan merdivende yukarı çıkmaya çalışmak sadece hayata gıcıklık olsun diye gülmek ama çok yorucu. Cevabının olmadığı sorulardan biri daha..Cevap bulan olursa bi anlatsın..
HAZIRIM SENİNLE TÜM SAVAŞLARA...
PELİNKOMMM
NOPTİK
Gülümse
Dostun yüzüne gülümsemek sadakadır.
Çünkü ; yüz,
Kitabin kapağıdır.
Kalbin aynasıdır.
Aksiyonun ve hareketin öncüsüdür !..
***
Fakat !..
Aşırı gülmekten sakin !..
Çünkü ;
“Aşırı gülmek kalbi öldürür.”
***
Gülümse ;
Sinirlerin gevşesin !..
Dertlerin çözülsün,
Üzüntülerin yok olsun !..
Ruhun, aydınlansın !..
Kalbin ferahlasın
Fakat hiç düşündün mü ?
Bir yanda kahkahalar,
Diğer yanda asık suratlar.
Hoş mu ?!..
Su halde;
Ne kahkahalar arasında boğul !..
Ne de asık suratlı ol !..
İkisinin arasını bul !..
Çünkü her şeyin ortası iyidir…
***
Gülümse !..
Çünkü gülümsemek;
Huzurun habercisidir.
Mutluluğun görüntüsüdür.
İçtenliğin vazgeçilmez parçasıdır.
Gülümse ve bunda samimi ol !..
Zira samimi olmayan gülümseme,
Sahteciliktir…
İki yüzlülüktür!..
***
Gülümse !..
Çünkü asık surat;
Değerliyi de,
Makamı da,
Mali da değersiz kılar.
Hayati yaşanmaz hale getirir!..
Düşün !..
Sıkıntılı bir hayatta,
Malin ne değeri kalır ?
Makamın ne değeri kalir ?
Rütbenin, şöhretin ne değeri kalır ?
Mesela iyi düşün !..
Evini, dünyanı, hayatini..
Cehenneme döndüren,
Asık suratlı bir kadının,
Güzelliği neye yarar ?!..
***
Gülümse !..
Çünkü ;çevrendeki her sey gülümsüyor;
Çiçekler gülümsüyor,
Ağaçlar, ormanlar gülümsüyor,
Denizler, nehirler gülümsüyor.
Gökyüzünde yıldızlar gülümsüyor.
Havada uçuşan kuşlar, kelebekler gülümsüyor.
Yerdeki böcekler gülümsüyor.
Ve ilkbaharıyla, sonbaharıyla,
Yazıyla, kışıyla..
Bütün bir dünya gülümsüyor.
***
Gülümse ki ;
Hayatin karmaşası içinde kaybolmayasın !...
Gülümse ki ;
Çevrendeki güzelliğin farkına varasın,
Gülümse ki ;
Asık suratlı olmaktan,
Çirkin görünmekten,
Karabasanlardan,
Karanlık hayattan,
Kirli kalpli olmaktan kurtulasın!...
***
Gülümse !..
Çünkü insan,
Gülümsemeye yatkın bir yaratıktır.
Fakat farkında değil !..
Aç gözlülük olmasa,
Bencillik olmasa,
Kötülük yapma duygusu olmasa ..
İçinde beslediği nefis ve şeytan olmasa
İnsan Asık süratli olabilir mi ?
***
Gülümse !.
Ve kendi yasam tarzınla,
Kendi özel gözlüğünle,
Kendi özel düşüncenle
Dünyaya bak !..
Unutma ki ;
Yasam tarzın iyi,
Düşüncen temiz olursa;
Hem dünyayı gösteren gözlüğün,
Hem de görünen dünyan temiz olur !..
Dikkat et !..
Gözlüğün buğulanmasın !..
Gördüklerin bulanık olmasın.
Ve dünyan kararmasın !...
***
Gülümse !..
Ve İyi bil ki ;
Asık suratın,
Hırçınlığın,
Kızgınlığın,
Kimseye faydası yoktur.
Çünkü ;
“Keskin sirke,
Yalnız küpüne zarar verir
NOPTİK
Tek kanatlı,solgun düşlerimi, yüzünde kanayan o kutsal ışıkla aydınlatan
sonsuzluk meleğim...
SANA NEYİ ANLATAYIM ? EVET YALNIZIM...
Sadece bunu söyleyip susmak isterdim...Ebediyyen susmak.Çünkü canım
acıyor...Konuştukça,arzuladıkça,özledikçe,en kötüsü yaşadıkça canım acıyor.
Ruhumu yaktıktan sonra şimdi de damarlarımda dolaşan sensizliğin etimi yakan
acısını mı?O acıyı uyutsun diye sığındığım,ama sevgini orada da hep ama hep
kaybettiğim soğuk rüyalarımı mı?Odamın tavanındaki yoksulluğumu ve
kimsesizliğimi harç yapıp içine doldurduğum o derin,o sonsuz çatlakların
altında ,sen,diye her gece koynuna girdiğim o zamansız ölümlerimi mi?
Şimdi burada değilsin.Ama beni duyabiliyorsun,biliyorum.Kapat gözlerini
benim için ve dinle n'olur.Çünkü bunu sana ancak bir kez söylemeye cesaretim
var.Seni ait olduğun çevre için değil,bana ait olman için değil,karşılığında
beni sevmeniz için değil. Sadece sen olduğun için sevdiğimi
söyleyebilseydim...Ne zaman sevgine acıksam kendi kalbimi yedim.
Kendi etimi...Aşkımı....Ruhumu yedim.
"YÜREĞİMİN EN SAKLI YERİNDE YALNIZCA SENİN ELİN DOLAŞMIŞTI"
Seni yollarca,şehirlerce uzağından sevdim.
Seni kelimelerce,şiirlerce yakınından sevdim.
Seni,dünya üzerinde sanki ilk kez benim için kalemi eline alıp yazdığın
mektuplarca sevdim.
Seni umutsuzca, beklentisizce, hayallerce sevdim uzağından.
Zamanla kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için.Unutmanın en
ağırı unutamadan unutmaktır.Seni sonsuza kadar kaybetmek,kimlik değiştirdi
ve unutmak oldu benim için...
Anlamadın mı artık,varlığım sana acı vermek için değil,sadece seni
sevebilmek için yaşadım ben...Hala seninle geçireceğim anların telaşıyla
,tüketir gibi yaşıyorum sensiz geçen günlerimi...Seninle geçen zaman bir
daha tekrarı mümkün olmayan,doğaçlama bir melodi gibi benim için.Sanki
birlikte yazılmış kaderimizin sayılı dakikalarından an çalıyorum.Öyle
birikmişsin ki içimde...Seni yaşamakla tüketmem,seni sıradanlaştırmam mümkün
değil.İçime çektikçe çoğalıyorsun sevgili...
"Sevgilim,beni bensiz bırakma olur mu?Çünkü sen nereye gidersen git,ben
oradayım.Benim başka gidecek bir yerim yok.
Benim senden başka gerçeğim yok.Sende yaşıyorum ben sadece.
Senin kalbinin topraklarında yaşıyorum ben.Beni bensiz bırakma olur mu?
NOPİK
Olmuyor, bir türlü olmuyor. “Bana ne!” demeyi öğrenemiyorum
Her sabah uyandığımda kendi kendime “bugün hiçbir olaya tepki vermeyeceğimi etrafımda ne olursa olsun oluruna bırakacağım” diyerek güne başlıyorum fakat her gün kendimi yine birşeylere üzülmüş ve olanları sorgularken buluyorum.
Nasıl tepkisiz kalabilirim ki zaten. Sabah sabah yolda giderken ön arabanın camından dışarıya fırlatılan sigara paketi yada boş bir şaşal şişeyle güne başlamak hiç de motive edici olmuyor. Ayrıca bir de bu denli sıkışık bir trafikte sürekli olarak oradan ve buradan densizce öten krona sesleri varken. Sanki önümüz boşta biz ilerlemiyoruz. Oldum olası bu boş yere çalınan korna seslerini anlayamamışımdır zaten.
Sonra iş yerinde gazetelere göz atmaya başlıyorum ve yüreğim iki kat daha daralıyor “uyurken evi soyuldu...”, “kocasını ve çocuklarını vurdu”, “ kaptı kaçtı olayında ölüm”, “trafik canavarı bir kaç can daha aldı”, x ülkede deprem, y ülkede kasırga, “sporda kavga” vs. vs.
Tüm bunlar hayatımızın bir parçası olurken bir de iş yerindeki titre, statü, ego ve para savaşları içerinde boğuşuyor ve asıl yapmamız gereken yığınca iş varken bambaşka garip garip triplerle uğraşmak zorunda kalıyoruz. İşte maalesef “bana ne!” diyemiyorum.
Sonra akşam oluyor, iş bitiyor, işten çıkıp şöyle temiz hava almak için ve biraz hareket olsun diye metroya yada otobüs durağına kadar yürümeye başlıyorum ve hooooop yine sorunlar, bağıran insanlar, kornalar, bazı arabaların hız sınırını aşarak birikmiş suların üzerinden geçerek beni ıslatmaları, yol vermemek için arabayı üstüme üstüme kırmaları, yolda yürürken yayaların birbirlerine karşı “ben senden daha hızlıyım” edasıyla birbiri ardından omuz atmaları, metro yada otobüse binerken sıranın oluşturulmayıp “önce ben bineceğim ve boş olan yere ben oturacağım” yarışında bulunmaları, vs. vs. Ya olmuyor işte “bana ne!” diyemiyorum.
Kusura bakma anne, yapamıyorum. Senin istediğin gibi sakin kalamıyorum olanlar karşısında. Tepkisiz, kabullenmiş ve herşeyi oluruna bırakan bir uslubla güne başlasam da maalesef koşulların beni bu denli zorlamasıyla bu anlayışımı devam ettiremiyorum gün içerisinde. Üzülmemek, sinirlenmemek ve tepki göstermemek mümkün değil anne. Üzgünüm ama “bana ne!” diyemiyorum, senin istediğin gibi tepkisiz kalamıyorum...
NOPTİK