biriktirmek!
sen ne biriktirirsin? ben her şeyi. geçmişi, geleceği, duygularımı,dostlarımı, günleri, geceleri, kırgınlıklarımı, sevinçlerimi, edebiyat dergilerini, gazete kupürlerini, pulları, bitmiş telefon kartlarını... ha, bir de kalem koleksiyonum var; birbirinden ilginç yüzlerce kalem. belki bu hayat pahalılığında yalnızca para biriktirmek zor geliyor bana. biriktirmek dışında başkaca bir sıkıntım da olmadı hiç.
başka ne mi biriktiriyorum? biten günlerimi, çabuk unutulsun diye erken bitirdiğim aşklarımı, artık oynayamadığım oyunları, dalından sevgiyle kopardığım çiçekleri, annemi, biletsiz çıktığım yolculukları, ekmek paramı, yağmurları, ölümü, renkli televizyon saatlerimi, sıcak ev yemeklerini, sakallarımı, işlerimi...
bir ara iyice abartmıştım biriktirme işini. ne de olsa insan anılarıyla vardır ve anılarına saygı duymak zorundadır. öyle ya, çöp değildir anılar, bir anda vazgeçemezsiniz onlardan. doğum günlerimde gelen çiçekleri, arkadaşlarımla gittiğim lokantadan aldığım baskılı peçeteleri, bende anısı olan ama artık iyice eskimiş kazak, gömlek ve pantolonlarımı, okuduğum gazeteleri atmak yerine saklamayı tercih ediyordum. ta ki, televizyon kameralarının yanlarında resmi elbiseli adamlar olduğu halde insanların evlerindeki anılara kadar sokulabildiğini, onlara çöp adam yaftasını yapıştırdığını görene kadar. normal ve anormal arasındaki farkı ayırt edecek kadar zeki olmadığımı televizyondan öğrendiğimde, ne yalan söyleyeyim, korktum.
çocukluğumun çocuk oyunlarını, nelerle zaman geçirdiğimi düşünüyorum şimdi. sanırım o zamanlar başkalarına bakarak biriktirmek işimize yön veriyorduk. bakkal amcalar karar verirdi bizim ne biriktireceğimize. içinde E bilmem kaç katkı maddesi bulunan şeker ve sakızları en ön raflara koyar, bütün yeniliklerden haberdar olmamızı sağlarlardı. tabi şeker ve sakızdan çok, içlerindeki futbolcu ya da araba resimleri için alırdık biz onları. kimi zaman da seriyi tamamlamaya, firmanın adını yazarak bir oyuncak ya da top kazanmaya çalışır, tam yazacakken, bir harf eksik kalır, onu bulmak için yeniden harçlıklar koparıp bakkalın yolunu tutar, ama o harfi bir türlü bulamazdık. sadece ben mi? mahallede hiçbir çocuk o harfi bulamazdı. şans işte! yine de yitirmezdik umudumuzu...
ya gazoz kapaklarına ne demeli... onlarcasına, binlercesine sahip olmak için yollarda, uğruna başımız eğik dolaştığımız, eğilmiş olanları düzeltmek ve onları saymak için de zamanımızı bonkörce harcadığımız gazoz kapaklarına... şimdi açtığım gazozun, meyve suyunun ya da biranın kapağını -eğer içinde bedava yoksa!- gözünün yaşına bakmadan çöpe attığımı düşünüyorum da, ya çocukluğumda, ya da şimdilerde ters giden bir şeyler var diyorum kendi kendime...
aslında hayır; yalnızca biriktirme zevklerimiz değişti galiba. çocukken yaptığımız toplu biriktirme eylemlerini şimdi büyükler olarak yine topluca yapmıyor muyuz? yazının başında da belirttiğim gibi aşklarımızı, geleceğimizi, dostlarımızı ve duygularımızı biriktirmiyor muyuz; biraz öznel olsalar bile... hatta ve hatta bonuslar, hedef puanlar biriktirmiyor muyuz? yine de çok umutlu olmayın siz, en çok hedef puan, dolayısıyla uçakla gidiş dönüşlü bir haftalık singapur tatili benim; kimseye kaptırmam.
bir an için bu yazının, ben öyle olduğunu düşünmüyorum ama, bir nesne olduğunu (çoğu akademisyen bilim adamı birer üreti olan kitapların bile nesne olduğu konusunda hemfikirken!) ve agora' da yayınlandığını düşünün. yayınlanan 10' u aşkın yazımdan biri olacak ki (biriksin biriksin!), ne olur bu durumda? benim için yeni bir durum; üretinin biriktirilmesi... bu da ilginç değil mi? en güzeli de bu sanırım. birilerinin bize dayattığı, bizim olmayan nesneler yerine, bizim olanı, ürettiklerimizi biriktirmek. üretmeden tüketmek yerine, üreterek biriktirmek daha önemli gibi. yoksa kredi kartlarına faizlerin yüklediği borçlar, insansız ve duygusuz yaşamlar, odamızın dört duvarını biriktirmek mi daha iyi? ya da kendimizi biriktirmek, çoğaltmak en iyisi; çünkü zaman geçiyor ve belki de biriktiremediğimiz ya da biriktirmekte zorlandığımız tek kavram; zaman!
en çok da zaman biriktirmekte zorlanıyorum. kimi zaman durmasına, kimi zaman da bir su gibi akıp gitmesine engel olamıyorum onun; yıllarımı biriktiriyorum. arada bir ona hakim olduğum anlar da olmuyor değil. fakat, genellikle benim olmaktan çıkıyor zaman. ben de kendim oluyorum. zaman ben'im çünkü! yaşadığım an, varolma çabam.
bu yazıyı yazmaya başlayalı yaklaşık bir buçuk saat oldu ve ben bu süre zarfında arada sigara ve çay içmek ve de düşünmek için verdiğim molaları saymazsam, tamı tamına 90 dakika biriktirmiş oldum. bu 90 dakika boyunca duvarda asılı duran saat çalışmaya, kendini yaşlandırmaya ve tüketmeye devam etti; beni tüketmesine izin vermedim. yine de bu savaşta onun bana galip geleceğinin farkındayım.
peki bu yazıdan sonra ne kadar bonus birikir banka hesabımda? biriksin biriksin, ben yine de harcamayacağım...
0 yorum yazılmıştır