Ev canlı bir organizma sanki. Bir çöp ev olmasın diye çabalayıp duruyorum. Onun hızı her zaman beni yeniyor. Freud'un her şeyi biriktirme nedeni hakkındaki savını aklıma getirmemeye çalışıyorum ama, sonuçta bir problem olduğu çok açık.
Evin üç odası, salon ve tuvalette her çeşit gazete ve dergi birikiyor. Her gün gazeteler okunup, kupürler kesiliyor. Bu da kupür birikmesi demek. Gazeteler yeniden değerlendirmeye gidiyor. Dergiler, atılacaklar, saklanacaklar ve tuvalette okunacaklar olarak sınıflandırıyorlar. Alıkoyulacak olanlar konularına göre ayrılıp kitaplığın çeşitli raflarına yerleştiriliyor.
Not aldığım kağıtlar ayrı problem. Aygaz ve sucu telefonu, ihtiyaç listesi, annemin istekleri, kimin telefonu olduğu belirsiz numaralar, isimle birlikte yazılmış ama kim olduğu hatırlanamayan kişilerin telefonları, telefonlar numaralar offf. Her hafta başı bir kısmı atılsa da bir kısmı korkudan telefon defterinin içinde saklanıyor. Hasbelkader atılmış telefon numaralarının ise genellikle sonradan döne döne arandığını söylemeye bile gerek duymuyorum.
Mutfakta durmaksızın naylon torbalar birikiyor. Bilinçli bir şekilde alınmış ağzı büzgülü siyah, mavi çöp torbaları dışında aldığımız şeyleri içine koyduğumuz adi naylon torbaları. Market dönüşlerinde hepsini iç içe koyup bir dolaba tıkıyorum. Her fırsatta kullanıp bitirmeye çalışıyorum, ama bu hıza yetişmek ne mümkün ? Naylon torbalardan nefret ediyorum.
Salondaki çekmecelerden birinde fiş ve faturalar birikiyor. Ara sıra tarih sırasına koyup birbirine ataçlıyorum. Kredi kartı slipleri ayrıca klase ediliyor. Kitap, kaset, mobilya, temizlik malzemesi fişleri ailenin emeklilerine verilmek üzere ayrılmak zorunda. Bu iş çekmece iyice dolup, evin ağsına söylenmeye başlayınca yapılıyor.
İkinci çekmecede ilaçlar birikmekte. Aslında evde bir ecza dolabı da var. İki adette karton kutu, içleri ilaç dolu. Ama kutularından çıkarılmış tabletler karmakarışık bir şekilde burada arzı endam etmekte.
Evin her tarafında yerlerde küçük küçük kurşun kalemler birikiyor. Her hafta belki 15-20 tanesi tarafımdan toplanıp çöpe atılıyor. Kalemtıraşların açtığı kurşunkalem kırpıntıları ise bağırış çağırışlar içinde her gün toplanmakta. Evin her odasında bir çöp kutusu var. Ayrıca kağıttan çöp kutusu yapımı tarafımdan evin en küçük ferdine müteaddit defalar öğretilmiş bulunmakta. Ama her nedense bu kırpıntılar ya okul pantolonunun cebinden ya da yerlerden çıkıyor her seferinde.
En büyük sorunlardan birini Lego, Knex ve ne olduğu belirsiz bir dolu oyuncak parçası oluşturmakta. Bunlar da genellikle her odanın yerinde ayağıma batmak üzere bubi tuzağı şeklinde hazır ve nazırlar. Herhangi birini atmaya yeltendiğimde, " Duuur, o benim Pokemon'umun bilmemnesi ! diye bir çığlık duyuyorum. " O önemli parça kaçırılırcasına ellerimin arasından kayıp gidiyor. Ama öfkem hala yerinde !
Birikenlerin içinde bir kalem benim aslında bir abi olduğumu her gün yüzüme vuruyor.
Bir de bilinçli biriktirdiklerim var tabii. Eve gizli gizli soktuğum kitaplar, dayanamayıp, her birinden bir tane de saklamak üzere aldığım kartpostallar, CD''ler, kasetler,
yollardan topladığım çiçek, böcek, kozalak parçaları, yazın deniz kabukları, yengeçler filan. Nedense onlar hiç batmıyor. Başkalarının dönüp bakmayacağı şeyleri mücevher gibi toplayan bir akreb burcu olduğumdan evdeki kitab sayısı katlanılmaz hale geldi.
"Alıp da unuttuklarım" da söz edilmeye değer maddeler arasında. Bu ne demek ? Bu mutfakta da karşılaştığım bir gerçek. Geçen gün 5 poşet sumak buldum. Üstelik bunları niçin ve ne zaman aldığımı ise hiç hatırlamıyorum bile.
Birikenlerin yanında bir de sürekli kaybolanlar var. Telefon defterim mesela. Ne zaman arasam yok. Telefonun yanındaki kalem, televizyonun kumandası, fotoğraf makinesinin film çıkartmak için kullanılan kolu, çarşaf ve nevresim düğmeleri - ki bir de üst gömlek düğmeleri vardır onların yokluğu da servis ya da iş saatinin gelmesine 5 dakika kala anlaşılır - ayakkabı çekeceği bunlardan bazıları. Evde, kitaplarımı damgaladığım adımın yazılı olduğu mühür, kocamın siyah çorapları ki en az dört adet olduğu rivayet edilmesine rağmen değil dört çifti bir çifti bile bir arada gördüğüm zamanlar çok nadir.
Son olarak hiç olmayanlardan söz etmek isterim. Mesela bizim evde maydanoz bulunmaz. Yani aslında maydanoz alınır, ama alındığının ertesi günü çürüdüğünden, ne zaman komşu istemeye gelse ya da bana lazım olsa maydanoz yoktur. Geçici çözüm olarak kuru maydanoz alıyorsam da bunun canlısıyla aynı kefeye konmayacağı çok açıktır.
Son zamanlarda devamlı rejimde olduğumdan bir misafir geldiğinde ikram edecek bir şey bulmak da çok zor oldu. Yani misafire ikram yok bu evde. Sonra dayım her geldiğinde" Niye misafir sigarası bulunmuyor ?" diye çıkışıyor. Bilirsiniz onlar bir orta sehpasının ortasındaki bir kristal kaseye konurlar - bu arada bir kristal kase ve orta masası da yok bu evde - Ona "Misafire uyuşturucu da ikram ediyor musun ?" diye soruyorum. " Ne ilgisi var şimdi ? " diye azarlandığımla kalıyorum tabii. Yani bizim evde misafir sigarası da yok ve hiç de olmayacak. Buna bağlı olarak tabla da yok. Soğuktan donarak balkonda sigara içmeye çalışanlara verecek bir kül tablası bulmakta da zorluk çekiyoruz. Sonra tüp örtüsü, televizyon örtüsü , örtü örtüsü filan da yok. Bütün örtüler kaldırıldı çünkü. Bizim evde hala D smart yok. Olacağı da yok bu gidişle. Karınca yemi adı altında - ismin sevimliliğine bakar mısınız ? Besliyoruz sanki onları - satılan zehirlerden kullanalı artık bizim evde karınca da yok. Hemen ardından aklıma gelen acı bir şey var ama. Bir kedim bile yok, çünkü kuş kovalarken altıncı kattan düşüp öldü. İşte bu saydıklarımın içinde "Keşke olsaydı " diyebileceğim tek şey. Keşke olsaydı...
Bütün bunları okuyanların " Galiba bu evin işe yarar bir yasayanı da yok." dediklerini duyar gibi oluyorum, ama ne gam ! Bende de tüm biriktirdiklerim, kaybettiklerimin acısı ve bu gibi sözleri hiç takmayan mangal gibi bir yürek var.
NOPTİK